

Kök; toprağın altında gizlenen bir tutunma çabası mıdır, yoksa kimliğin görünmez bağları mı? Çalışmalarımda, aidiyet kavramını biyolojik bir tanımının dışına çıkararak; onu bellek ve mekan arasındaki ilişkisel düzlemde inceliyorum. Bu bağlamda, kökler mekân içinde ilerleyen öznenin benliğinden kopan birer parça olarak konumlanır. Mekâna yayılan bu formlar, bireyin kendini belirli bir düzende konumlandırırken ürettiği dâhil olma ve dışlanma sınırlarını görünür kılar. 'Nereye aitim?' sorusunun tek bir cevabının olmadığı bu deneyim alanında kökler; geçmişe saplanmış birer çıpa değil, kişinin kendi varlığıyla mekânı katetmesini sağlayan dinamik ve ilişkisel birer uzantıdır.