Doğuş Grubu’nun kültür-sanat alanındaki başlıca sosyal yatırımı olan Sanata Bi Yer platformu üyesi Gözde Betülay Yorulmaz’ın Meta(more)holosis ve Digital Ecologies isimli medya sanatı projesi, Galataport İstanbul’daki Doğuş Otomotiv Plus Deneyim Merkezi’nde sergilendi. Sergi kapsamında genç yetenek ile eserlerine, deneyimine ve sanata yaklaşımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Sanat yolculuğuna nasıl başladın? Seni medya sanatına yönlendiren duygular, deneyimler ve arayışlar nelerdi?Mimarlık, biyoloji ve dijital teknolojilerle kurduğum ilişki, beni yalnızca üretmeye değil; aynı zamanda sistemleri, süreçleri ve varoluş biçimlerini yeniden düşünmeye yöneltti. Zamanla temsil merkezli, sabit bir görsellikten uzaklaşıp, kendi iç dinamiklerine sahip, davranış geliştiren ve etkileşim üreten yapılarla ilgilenmeye başladım. İnsan, teknoloji ve çevre arasındaki sınırların giderek geçirgenleşmesi; beden, bilinç ve dijital uzam arasındaki çizgilerin bulanıklaşması, üretimlerimi deneyimle birlikte dönüşen ve izleyiciyle ortak bir “yaşam süreci” kurabilen sistemlere yöneltti. Bu süreç, insan–makine ilişkisini tek yönlü araç kullanımından ziyade, birlikte evrilen, öğrenen ve davranış üretebilen bir organizma olarak düşünmeye başlamamı sağladı.
Medya sanatına yönelişim tam da bu nedenle, düşünen, tepki veren ve öğrenme potansiyeline sahip sistemler kurmaya imkân tanımasıyla şekillendi. Bu alan; insan–makine–çevre ilişkisini yeniden kuran, yaşayan ve dönüşen bir deneyim alanı sunuyor. Algoritmalar, sibernetik, yapay yaşam ve biyodijital sistemler; düzen ile kaos, kontrol ile belirsizlik arasındaki gerilimleri görünür kılmak için güçlü araçlar sunuyor. Bu nedenle sabit ve tamamlanmış formlar yerine; veriyle beslenen, izleyiciyle birlikte dönüşen ve zaman içinde evrilen “yaşayan” yapılar kurmaya odaklanıyorum. Dijital araçlar ve etkileşimli sistemler, işi yalnızca bir nesne olmaktan çıkarıp; kullanıcıya ve çevresel girdilere yanıt veren, hatta öğrenebilen bir süreç hâline getiriyor ve izleyiciyi pasif bir konumdan çıkararak deneyimin aktif bileşeni hâline getiriyor. Bugün pratiğim; dünyayı yeniden kodlama fikri etrafında, yapay ve doğal sistemlerin birlikteliğini ve insan–makine arasındaki simbiyotik ilişkileri inceliyor. Sibernetik deneyim mekânları, biyogeribildirim temelli mekanizmalar ve adaptif uzantılar üzerinden; mekân–zaman–beden uzantılarının dönüşen doğasını araştıran deneyimler üretmeye odaklanıyor.
Genç bir medya sanatçısı olarak üretim sürecinde en çok zorlandığın noktalar neler?En çok zorlandığım nokta, bağımsız bir genç medya sanatçısı olarak üretimi sürdürebilmek ve eserlerimi daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturabilmek. Medya sanatında yenilikçi projeler geliştirmek; yazılım ve donanım altyapısına erişmek, araştırma yapmak ve sürekli yaratıcı denemeler yürütmek ciddi zaman ve kaynak gerektiriyor. Bunun yanı sıra, kurumsal desteklerin sınırlılığı ve doğru platformlara ulaşmanın zorluğu süreci etkiliyor. Bu nedenle, Sanata Bi Yer gibi genç sanatçılara alan açan girişimler, eserlerin daha geniş kitlelerle buluşmasına da önemli bir katkı sağlıyor.
Mimarlık eğitiminin, bugün medya sanatı ve algoritmalarla çalışan üretim pratiğini nasıl etkilediğini düşünüyorsun? Bu altyapının çalışmalarına kattığı en belirgin şey ne oldu?Mimarlık eğitimi, benim için yalnızca mekân tasarlamayı değil; sistemleri, ilişkileri ve çok katmanlı gerçeklikleri eşzamanlı olarak düşünmeyi ve analiz etmeyi sağlayan bir zemin sundu. İnsan, çevre, materyal, teknoloji ve zamanın kesişiminde var olan bu disiplin, mikro davranışları ve makro sistemleri aynı anda görebilme yetisi kazandırdı. Bu yaklaşım, medya sanatı ve algoritmalarla yürüttüğüm üretim pratiğine doğrudan yansıdı; mekânı, nesneleri veya deneyimleri tekil öğeler olarak değil, birbirleriyle etkileşimleri, girdileri ve çıktıları üzerinden değerlendirmeyi mümkün kıldı. Sonuç olarak, çalışmalarımı mekân, veri, beden, deneyim ve dijital süreçlerin birleştiği karmaşık sistemler olarak kurguluyorum. Bu sistem odaklı yaklaşım, işlerimi yalnızca estetik bir görsellikten öteye taşıyarak adaptif arayüzler, etkileşimli mekanizmalar ve insan–makine ilişkileri üzerinden deneyimsel mekânlar hâline getiriyor. Algoritmik süreçleri, veri akışlarını ve etkileşimleri bir bütün olarak ele almak, mimarlık eğitimimin kazandırdığı analitik ve sistematik bakıştan kaynaklanıyor.
Sanata Bi Yer üyesi olarak Doğuş Otomotiv Plus Galataport Deneyim Merkezi’nde işlerinin sergilenmesi senin için nasıl bir deneyim? Sanata Bi Yer üyesi olarak Doğuş Otomotiv Plus Galataport Deneyim Merkezi’nde işimin sergilenmesi benim için oldukça özel bir deneyim. Galataport’un dinamik ve şehirle bütünleşik ortamı, eserlerimin alışılmış galerilerden farklı bir bağlamda izleyiciyle buluşmasına olanak tanıyor. Ziyaretçiler, eserlerimi görmenin ötesinde mekânın sunduğu deneyimlerle bütünleşerek sanat ve otomotiv tasarımının kesişim noktalarını yaşayabiliyor. Bu süreç, aynı zamanda eserlerimin kentle kurduğu ilişkiyi gözlemlememe ve izleyicilerin sanatla nasıl bir etkileşim kurduğunu deneyimlememe imkân tanıdı. Bu nedenle hem yaratıcı sürecim hem de izleyiciyle iletişimim açısından benim için son derece ilham verici bir deneyim oldu.
Sergilenen çalışmaların, hem estetik hem de kavramsal olarak çok katmanlı bir yapı sunuyor. Bu projenin ortaya çıkış hikayesini biraz anlatabilir misin? Seni bu yaklaşımı benimsemeye iten ne oldu?Meta(more)holosis ve Digital Ecologies projeleri, sanat pratiği ile spekülatif ve veri odaklı araştırmayı birleştiren, kavramsal olarak çok katmanlı ve deneysel bir araştırma-arayüz olarak ortaya çıktı. Bu çalışmalarda, kenti ve doğayı yalnızca fiziksel ya da biyolojik bir varlık olarak değil, sürekli dönüşen, kendi kurallarını üreten birer ekosistem olarak ele almak istedim. Meta(more)holosis’te İstanbul’un trafik yoğunluğu (2014-2024) ve hava durumu verileri üzerinden kentin canlı bir organizma gibi davranmasını sağlayan algoritmalar geliştirdim; böylece izleyici, kaos ve düzen arasında salınan bir ekosistemin içinde yer alıyor. Digital Ecologies ise doğa ve yapaylığın karşıtlık üzerinden değil, birbirine dolanmış bir süreklilik içinde ele alıyor; ekolojik süreçleri simüle ederken kolektif bilinç ve algoritmalar aracılığıyla birbirine dönüşüyor. Ekosistemin farklı yüzlerinin otopoietik dinamikleri görünür kılınırken, kolektif bellekten biyosfer akışına, manyetik alanın öz-yapılanma kapasitesine uzanan çok katmanlı bir yapay-doğal ekoloji deneyimi sunuluyor.
Beni bu yaklaşımı benimsemeye iten temel motivasyon, karmaşıklığın ve çok katmanlı ilişkilerin görselleştirilebilmesi, deneyimlenebilmesi ve tartışılabilmesi isteğiydi. İnsan, makine ve doğa arasındaki etkileşimleri araştırmak, izleyiciye hem estetik hem de kavramsal bir deneyim sunmak istedim. Bu süreçte, algoritmaların öngörülemezliği ve yaşamın kaotik yapısı, çalışmaların estetik ve kavramsal derinliğini besleyen temel unsurlar oldu. Projelerin tasarım ve simülasyon süreçleri, izleyiciyi yalnızca gözlemci konumunda bırakmayıp, kentin ve ekosistemin kendi kendini düzenleyen, evrilen dinamikleriyle etkileşime girmesini sağlayan bir deneyim alanına dönüştü. Bu yaklaşım, izleyicinin düzen ve kaos arasındaki sınırları deneyimlemesine ve yapay yaşam algoritmalarının işleyişini kavramsal olarak anlamasına imkân tanıdı. Böylece projeler, hem estetik hem düşünsel bir boyut sunarak, dinamik ve çok katmanlı bir deneyim ortamı olarak işlev gördü.
Bir Sanata Bi Yer üyesi olarak platformun sana kattığını düşündüğün şeylerden bahsedebilir misin? Görünürlük, üretim motivasyonu, sergileme fırsatları ya da kariyer yolculuğun açısından Sanata Bi Yer’in sende nasıl bir etki yarattığını düşünüyorsun?
Sanata Bi Yer, benim için sadece bir sergi platformu olmanın ötesinde, üretim sürecime ve kariyer yolculuğuma somut katkılar sağlayan bir ekosistem oldu. Platform sayesinde eserlerim daha geniş bir izleyiciyle buluştu; bu görünürlük yalnızca dolaşımı artırmakla kalmadı, aynı zamanda işlerimin bağlamla, mekânla ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmemi sağlayan bir geri besleme alanı yarattı. Bu süreç, yeni projeler üretme motivasyonumu güçlendirdi. Farklı mekânlarda çalışmalarımı deneyimleme fırsatı bulmam, üretim sürecimi hem kavramsal hem de deneyimsel açıdan zenginleştirdi. Kısacası, Sanata Bi Yer, sanat üretimimi destekleyen, görünürlüğümü artıran ve benim için sürekli öğrenme ve deneyimleme fırsatları sunan bir platform oldu. İlerleyen dönemde, platformun sağladığı destek ve deneyimden yararlanarak, birlikte daha kapsamlı projeler geliştirmek ve sanat üretimimi yeni boyutlara taşımak için heyecanlıyım.