Doğuş Grubu’nun kültür-sanat alanındaki başlıca sosyal yatırımı olan Sanata Bi Yer platformu üyesi Veysel Er’in "Sınırlar ve Duvarlar" serisine ait “Perayiş”, “Umudun Birkaç Tonu” ve “Bahar?” adlı fotoğrafları, Galataport İstanbul’daki Doğuş Otomotiv Plus Deneyim Merkezi’nde sergileniyor. Sergi kapsamında genç yetenek ile eserlerine, deneyimine ve sanata yaklaşımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
“Bahar?”, “Perayiş” ve “Umudun Birkaç Tonu”nda renkler ve ışık neredeyse duygunun kendisine dönüşüyor. Bir sahnenin sende bıraktığı hissi fotoğrafa aktarırken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsun? Benim için ışık ve renk, bir kareyi netleştiren teknik araçlar değil; o anın bende bıraktığı hissin
yardımcı öğeleri. Ayrıca ışık ve renk demişken mekandan söz etmemek olmaz. Mekan,
yaşanmışlığıyla o anın hissini yansıtan en önemli unsurlardan biri. Fotoğraf çekerken sadece
gördüğümü kaydetmek için değil aynı zamanda o an içimde uyanan hissi yakalamak için
deklanşöre basıyorum. Renklerin tonlarıyla oynarken veya ışığın yönünü seçerken izleyicinin
gözüne değil, doğrudan hislerine dokunmayı istiyorum, bu his yalnızlık da olabilir özgürlük de.. Bir
nevi, o sahnenin bende bıraktığı duygusal tortuyu renklerle görünür kılmaya çalışıyorum.
Fotoğraflarında gündelik detaylar oldukça sade ama aynı zamanda çok şiirsel bir atmosfer taşıyor. Seni bu sahnelere çeken şey ne oluyor? Günlük hayatın koşuşturmacası içinde çoğunlukla bakıp geçtiğimiz, sıradan görünen o sakin anlar
beni çok çekiyor. Bir nesnenin üzerine düşen bir parça ışık, bir köşedeki sessizlik ya da mekanların
zamanla nasıl değiştiğinin izleri… Bunlar bana hayatın içindeki gizli şiirselliği hatırlatıyor. İçinde
yaşanmışlık barındıran, hem çok tanıdık hem de bir o kadar kendi halinde kalabilmiş sade sahneler
gördüğümde durup onları kaydetmek istiyorum.
İşlerinde bir his ve çağrışım alanı öne çıkıyor. İzleyicinin fotoğraflarına bakarken nasıl bir deneyim yaşamasını hayal ediyorsun? Bu üç fotoğrafımın yer aldığı serinin adı Sınırlar ve Duvarlar, ben bu fotoğraf serisinde seyirciye bir
soru soruyorum; ‘’Hakikatin bir izdüşümü olan zihnimizde duvarlar mı örmeli, yoksa sadece
sınırlarımızı mı çizmeli? ‘’
İzleyicinin fotoğrafa baktığında sadece benim gördüğüm bir anı izlemesini istemem. İstiyorum ki o
kareye baksın ve orada kendi hikayesinden, kendi geçmişinden veya o anki ruh halinden bir parça
bulsun, fotoğrafa bakan kişinin zihninde kendi çağrışımları başlasın. Kesin tanımları olan
fotoğraflar yerine, herkesin kendi içsel sessizliğinde farklı bir duyguyla bağ kurabileceği, daha
özgür bir alan hayal ediyorum.
Sanata Bi Yer üyesi olarak Doğuş Otomotiv Plus Galataport Deneyim Merkezi’nde üç işinin bir araya gelmesi senin için nasıl bir deneyim? İşlerimin bilgisayar ekranından çıkıp Galataport gibi her gün yüzlerce insanın geçtiği, çok canlı bir
mekanda sergilenmesi gerçekten harika bir duygu. Üstelik "Bahar?", "Perayiş" ve "Umudun Birkaç
Tonu" gibi birbiriyle duygusal olarak konuşan üç işimin yan yana durması, aralarındaki bağı benim
için de daha görünür kıldı. Bu kadar modern ve kamusal bir alanda izleyiciyle buluşmak, işlerimin
dış dünyayla nasıl bağ kurduğunu görmek açısından önemli.
Bir Sanata Bi Yer üyesi olarak platformun sana kattığını düşündüğün şeylerden bahsedebilir misin? Sanata Bi Yer’in bence en büyük katkısı, genç sanatçılara alan açması ve görünürlük sağlaması.
Sanat üretmek genellikle kendi kabuğuna çekildiğin, yalnız bir süreç. Platform sayesinde bu
üretimler duvarların arkasından çıkıp profesyonel mekanlarda insanlarla buluşabiliyor. Bize sadece
işlerimizi sergileme fırsatı sunmuyorlar, aynı zamanda sanat dünyasıyla ve izleyiciyle doğrudan bağ
kurabileceğimiz destekleyici bir alan açıyorlar. Bu da üretmeye devam etmek için çok büyük bir
motivasyon.