İlham veren sanatçıları daha yakından tanıyacağımız “Sanatçı Sohbetleri" serimizin konuğu Pınar Birim oldu. Kendisiyle sanat yolculuğu üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik!
Nasılsın, bu aralar neler yapıyorsun?
Bu aralar odaklanmaya çalışıyorum. Bu dönem fazla çeşitli işler yaptığım için bir konuya bir temaya ya da sadece resim yapmaya odaklanmam zor oluyor. 3 boyutlu heykellerle onların mini versiyonları seramik taşınabilir kolye tarzında karakterler yaptım. Ama resim benim temel pratiğim ona dönmeye çalışıyorum.
Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl anlatırsın?
İstanbul’da yaşayan bağımsız bir sanatçıyım. Galata’da atölyemde hem kendi üretimimi hem de kolektif atölyeler yapıyorum. Son dönemde ise grafik altyapım olduğu için tasarımı hayatımdan çıkartmadan üretimlerimde karakter tasarımı tarzında heykeller de üretiyorum. 2 kızımla beraber yaşıyorum. Kendi tarzımı ‘art flow’ olarak açıklayabilirim. Hayatın kendisinde de yaptığım tarzda hem çok üretken hem çok yönlü olmaya çalışıyorum. 50 yaşıma gelirken kendimi yeni yeni tanıyorum. Müzik yaptığım bir grubum var hala kaykay yapıyorum hepsi beni besliyor.
Pratiğinde kimlik, aidiyet ve kültürel hafıza gibi temalar öne çıkıyor. Seni bu dünyaya çeken şey neydi?
Kendimi tanıma yolunda olduğumdan bahsettim biraz. Onu açmaya çalışayım; 2001 yılında Mimar Sinan Üniversitesi grafik bölümünden mezun olup Londra’ya taşındım.Yine arayış içinde, orda çeşitli mesleklerde çalışırken yüksek lisansımı İnteractive Digital Arts üzerine tamamladım. Ait olamama hissiyle İstanbul’a geri dönüp tasarım odaklı çalışmalarıma devam ettim, o dönem GMK’dan yılın genç tasarımcısı ödülünü aldım. Büyük kızıma hamile kalıp işimi evden yapmaya başladım ama 2 çocuk olmasıyla işler iyice değişti ben de değiştim ve evim çalışma alanım ve atölyem olmaya evrildi. Daha sonra da Galata’daki atölyemi açıp sadece resim yapmaya başladım. Beni etkileyen insanın yolculuk halindeki kendi kontrolü dışındaki evrimi ve değişimi.
Resimle kurduğun ilişki yıllar içinde nasıl değişti?
Resim ile ilişkim üniversiteye hazırlanırken (16-17 yaşlarımda) katıldığım karakalem ve çizim kurslarıyla başladı. Sonradan mesleğim olmasına evrilirken çok daha serbest bir hal aldı. Görüneni çizmekle değil olmayanın temsili ile ilgilenmeye başladım. Hayatta zorlandığım konularda kendimi sadece çizerken en serbest bıraktığımı farkettim. Abstract expressionist tarzına yakın bir tarzım var. Her gün sketch yapıyorum. Sergi açmakla değil ortak projeler ortak işler yapmakla daha çok ilgiliyim. Müzelerde de insanların odalarında da işlerim olması hoşuma gidiyor.
Atölyeler ve mentorluk programları üzerinden birçok insanın üretim sürecine eşlik ediyorsun. Bu kolektif alan sana ne hissettiriyor?
Verdiğim atölyeler ikiye ayrılıyor. Online olanlar ve Galata'da kendi atölyemde verdiklerim, workshop olanlar. Atölyede verdiklerim fiziksel olan pratikler, daha akış halinde olmayı gösterdiğim yani kendi tekniğimi öğrettiğim atölyeler.
Akış halinde olmak zaman algısının değiştiği, dikkatin dağılmadığı ama eylemin farkında olup zihinle birleştiği bir durum. Burada kullandığımız malzemelerin de tabii ki önemi var. Onların da akışkan olması gerekiyor aynı şekilde. Nasıl kullanıldığını önce göstermem gerekiyor ki orada zihine düşünmemesi gerekiyor. Tabii ki çok kolay, bir seferde öğrenilen, yapılan, algılan bir şey değil. Ama en azından böyle bir tekniğin olduğunu öğrenmeleri bile benim için önemli. Ve benim yaptığımı gördükleri zaman aslında hiçbir şeyin de çok zor olmadığını anlayabiliyorlar. O algıya gelmesini istiyorum insanların. Buna aslında "flow state" deniyor. Bu flow halindeyken genellikle zamanın nasıl geçtiği fark edilmiyor. İç ses ve öz eleştiri azalıyor.
Önemli olan da bu. Benim anlatmaya çalıştığım, öğretmek demeyeceğim ama fark ettirmeye çalıştığım şey bu. Yapılan işin ne çok kolay olduğu ya da çok zor olduğuyla ilgilenilmemesi gerekiyor. Çünkü yaptığım pratikte sonuç odaklı bir beklenti olmadan işin akışında kalmak haliyle ilgilenilmesini istiyorum. Ve yaptığım workshoplarda bunu göstermek istiyorum.
Diğer online workshoplarda da bunları daha 4 haftalık, 5 haftalık kurlar halinde tasarlıyorum ve bir tema dahilinde bu kurslar gerçekleşiyor. Katılanların bazıları sanatçı oluyor, bazıları başka profesyonel işlerden geliyorlar.
Sanatçılar, sanat pratiğinde tıkanan, farklı bir yön, nefes arayışında olan sanatçılar oluyor. Bazı insanlar da sadece hayat görüşünün farklı açıdan nasıl bakabileceğini anlamak isteyen, kendine bir alan açmak isteyen, belki bir hobi olarak çizim ve resmi devam ettirmek isteyen insanlar oluyor.
Kolektif çok güzel bir enerji oluyor bu 4 hafta boyunca. Herkes birbiriyle yaptıklarını paylaşıyor. Hem bana çok iyi geliyor hem de insanlara. Onlara iyi geldiğini bildiğim için devam ediyorum.
Sanat dünyasında kendine alan açmak isteyen genç sanatçılara vereceğin öneri ne olurdu?
Genç sanatçılara önerim, özellikle en önemlisi sabırlı olmaları. Nasıl ki herhangi bir şeyi ektiğimiz zaman bir tohum çok hızlı yaşarmıyor, çok hızlı çiçek vermiyor; toprağının, kökünün sağlam olması gerekiyorsa, o şeyin doğru yaşarması için doğru ortamda bulunulması gerekiyor. Onun için olmaları gereken lokasyonun da aslında önemi var. Bazı şeylerin ne yazık ki her yerde yapılamadığını düşünüyorum. Ben onun için lokasyonun doğru olması, doğru insanlarla çevrelenmeleri gerektiği, doğru bilgi akışı ve doğru çevrede olunması gerektiğini düşünüyorum. Bu tabii sadece çalışmak ve fiziksel olarak üretim ve pratik yapmaktan geçmiyor. Biraz da es vermek, biraz anlamak, öğrenmek, bolca örneklere bakmak, iyi örneklere bakmak özellikle gerektiğini düşünüyorum. Ama en önemlisi dediğim gibi sabır ve emek.